Sürekli Üretmek ZORUNDA DEĞİLİZ: Hustle Kültürü’ne Karşı Bir Manifesto

Günümüzde insanlar nedense her daim bir şeyleri başarmak, bir şeyler üretmek ve bir şeyler elde etmek zorunda hissediyorlar. Sosyal medyada işlerine varoluşsal kimlikleriymiş gibi bağlanan örnekler gözümüzün içine sokuluyor. İnsanın mesleğiyle beraber var olduğunu söylüyorlar. Birçokları “kişisel gelişim” adı altında sabahın 4’ünde kalkıp buzlu suyla duş alıp koşu yapıyor. Herkes kendini geleceğin CEO’su, patronu, milyarderi ve milyoneri sanıyor.

Ancak gelin görün ki hayat böyle işlemiyor. “Herkesin milyoner, milyarder bir CEO” olması gerektiği fikri olsa olsa o bilmem kaç piksellik ekranlardan ibaret kalıyor. Çünkü gerçek hayatta bizler işimizle, mesleğimizle, ürettiğimizle değil kim olduğumuzla, ahlakımızla, gülüşümüzle, sevgimizle, insanlığımızla değer kazanıyoruz, öyle değilse bile bu en azından öyle olmalı.

Biz insanlar, kapitalizmin bizlere dayattığının aksine tamamen üretmek için programlanmış varlıklar değiliz. Her birimizin de malumu ki psikolojide “tükenmişlik” denen ve “sürekli üretim” kavramının insan tabiatına ne kadar uygunsuz olduğunu gösteren bir sendrom söz konusudur.

Günümüzde savaş cepheden günlük hayata taşınmış durumda: Uykusuzluk, yetersiz beslenme, odaklanamama, üçüncü alanların (ev veya iş dışında durup dinlendiğimiz, nefes aldığımız alanların) yokluğu… Savaş bitmedi, sadece şekil değiştirdi. Artık kurşunla değil günlük hayatımızın kalitesizleşmesiyle ve bu şartlar altında sürekli olarak üretmeye zorlanmakla imtihan ediliyoruz. Biz insanlar, bizlere dayatılanı fark edip ona karşı çıktığımızda ancak kendi gerçeğimizin farkına özgürce varabiliriz.

SELAM OLSUN, DAYATILANA DİRENENLERE!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir